Toplantıda Türkçe konuşanların sık yaptığı İngilizce hatalar
Bu listeyi ders notlarımızdan çıkardık. Konuşma gruplarında eğitmenler her dersin sonunda o derste duydukları hataları isim vermeden ekrana yazıyor. Aşağıdakiler, o ekranlarda en sık tekrar edenler.
Bir şeyi baştan söyleyelim. Bu hataların çoğu anlaşılmayı engellemiyor. Karşı taraf "I am agree" dediğinde ne demek istediğini anlıyor. Sorun başka yerde: bazı hatalar konuşanı olduğundan daha düşük seviyede gösteriyor, bazıları da cümleye istemediğin bir ton katıyor. Toplantıda ikincisi daha pahalı.
Dilbilgisi: herkesin duyduğu dört hata
"I am agree." Türkçedeki "katılıyorum" ve "hemfikirim" yapısı, araya bir "am" sokuyor. Agree bir fiil, tek başına yeter: "I agree." Aynı hata "I am disagree" ve "Are you agree?" şeklinde de geliyor. Doğrusu "Do you agree?"
"We will discuss about the budget." Discuss edat almıyor: "We'll discuss the budget." Talk about ise edat alıyor. Türkçedeki "hakkında" bu ikisini karıştırıyor.
"I am working in this team since March." Since ve for ile, süren bir durum için present perfect gerekiyor: "I've been working in this team since March." Bu hata yıllarca düzeltilmeden kalıyor, çünkü cümle anlaşılıyor.
"He don't know the details." Üçüncü tekil şahısta -s ve does. Toplantıda hızlı konuşurken en çok kaybolan ek bu. Yazıda yapmayan kişi konuşurken yapıyor.
Yanlış arkadaşlar
Türkçeye girmiş, ama İngilizcede başka anlama gelen kelimeler. Toplantıda en çok soruna yol açanlar bunlar, çünkü cümle dilbilgisi olarak doğru, sadece başka bir şey söylüyor.
| Söylenen | Kastedilen | Karşı tarafın duyduğu |
|---|---|---|
| Can you control the report? | Can you check the report? | Raporu yönetir misin, kontrol altına alır mısın? |
| Actually we are working on it. | We're currently working on it. | Aslında üzerinde çalışıyoruz (ama başka bir şey söyleyecekmiş gibi). |
| Let's make a meeting. | Let's set up a meeting. | Anlaşılıyor ama yerleşik kullanım değil. |
| According to me... | In my view... / I think... | Anlaşılıyor, ama kulağa tuhaf geliyor. |
| He is very sympathetic. | He's very easy to get along with. | Derdini anlayan, halinden anlayan biri. |
Actually için bir not daha: "aktüel" kelimesinin etkisiyle "güncel, şu anki" anlamında kullanılıyor. İngilizcede actually "aslında, gerçekte" demek ve çoğu zaman bir düzeltmenin habercisi. Cümleye "actually" ile başladığında karşı taraf bir itiraz bekliyor.
Ton: Türkçede normal, İngilizcede sert
Türkçe iş konuşması İngilizceye göre daha doğrudan. Türkçede "Raporu cumaya kadar gönder" demek kaba değil. Aynı cümle İngilizcede, hele yabancı bir meslektaşa söylendiğinde, emir gibi duruyor. Toplantıda en sık düzelttiğimiz tonlar şunlar:
- "You must send it today." yerine "Could you send it today?" ya da "Would it be possible to send it today?"
- "I want the numbers." yerine "I'd like to see the numbers."
- "Is it clear?" yerine "Does that make sense?" İlki, karşı tarafı anlamamakla suçluyor gibi duyuluyor.
- "Why didn't you send the file?" yerine "Did you get a chance to send the file?"
- "You are wrong." yerine "I see it a bit differently."
Bu kibarlık katmanları bazen gereksiz uzun geliyor. İngilizce konuşulan iş ortamlarında ise beklenen şey bu. Ton yanlış olunca içerik ne kadar doğru olursa olsun konuşma o tona takılıyor. Gruplarda bunu ilk haftadan çalışıyoruz.
Telefonda: rakamlar ve harfler
Telefonda yüz yoksa hata payı da artıyor. Burada üç sorun öne çıkıyor.
Birincisi fifteen ve fifty. Fifteen'de vurgu ikinci hecede (fif-TEEN), fifty'de birinci hecede (FIF-ty). Türkçe konuşanlar ikisini de aynı vurguyla söylüyor ve karşı taraf emin olamıyor. Rakam önemliyse tekrar et: "Fifteen, one-five."
İkincisi ondalık ayırıcı. Türkçede "üç virgül beş" diyoruz. İngilizcede ondalık ayırıcı nokta ve okunuşu "point": "three point five percent". "Three comma five" diyen birini anlamak mümkün, ama yazıya geçerken 3,5 ile 3.500 karışabiliyor.
Üçüncüsü isim ve e-posta adresi kodlamak. Ğ, ş, ı gibi harfler İngilizce alfabede yok. "Gökçe" ismini telefonda "G-O-K-C-E" diye hecelemek, karşı tarafın ö ve ç'yi yazamayacağını kabul etmek demek. Bunu önceden bilmek ve kendi adının harflerini rahat söyleyebilmek, toplantının ilk otuz saniyesini kurtarıyor.
Telaffuz: iki ses
"Th" sesi Türkçede yok. "Three" kelimesi "tri" ya da "tree" gibi çıkıyor, "the third quarter" zorlanıyor. Bağlam çoğu zaman anlamı kurtarıyor; ama "three" ile "tree" arasındaki fark finans toplantısında fark ediliyor.
İkinci ses w. Türkçe konuşanlar w'yi çoğu zaman v gibi söylüyor: "ve" (we), "vork" (work). Bu sesi düzeltmek görece kolay. Dudakları yuvarlayıp öne doğru uzatmak yetiyor; birkaç derste oturuyor.
Toplantı içinde duraklamak
Türkçede düşünürken "şey" diyoruz. İngilizcede konuşurken bu "eee" sesine dönüşüyor ve uzadıkça karşı taraf sözü alıyor. Bunun için birkaç kalıp yeter:
- "Let me think about how to put this."
- "What I'm trying to say is..."
- "Give me a second, I'll find the number."
Bunlar zaman kazandırıyor ve sözün sende kaldığını gösteriyor.
Bunları nasıl düzeltiyoruz
Konuşma grubunda bir hatayı söylendiği an düzeltmiyoruz. Eğitmen not alıyor, ikili odalar bittikten sonra cümleleri isim vermeden ekrana yazıyor ve grup birlikte düzeltiyor. Aynı hata ertesi hafta tekrar ederse o kişiye yazılı not gidiyor. Altıncı haftadaki konuşma kaydında hatanın kaybolup kaybolmadığına bakıyoruz.
Bu yöntem yavaş görünüyor. Ama insanın kendi cümlesini ekranda başkasının cümlesi gibi görmesi, söylendiği an düzeltilmesinden daha kalıcı oluyor.
Toplantı, telefon ve sunum için kurduğumuz altı haftalık programı konuşma sayfasında anlattık.