Yurt dışına taşınmadan önce dil için gerçekçi plan
İş teklifi geldi, vize süreci başladı. Dil konusunda herkesin ilk sorusu aynı: "Yetişir mi?" Cevap, hangi İngilizceden bahsettiğimize bağlı. Taşınan biri için en az üç ayrı İngilizce var.
Üç ayrı İngilizce
Birincisi iş İngilizcesi. Mülakatı İngilizce geçtiysen bu kısım muhtemelen en hazır olanı. Toplantılarda kullandığın kelimeler, alanının terimleri, e-posta kalıpları zaten elinde.
İkincisi günlük hayat. Market, kafe, komşu, çocuğun arkadaşının annesi, apartman görevlisi. Burada dil daha hızlı, daha yerel ve daha az kurallı. İş İngilizcesi iyi olan çoğu kişi ilk haftalarda en çok burada zorlanıyor, çünkü kimse yavaş konuşmuyor ve kimse konuya hazırlıklı gelmiyor.
Üçüncüsü resmî işler: kira sözleşmesi, banka, vergi numarası, sağlık sistemine kayıt, okul. Bunların kelimeleri ne iş İngilizcesinde ne günlük konuşmada geçiyor. Üstelik çoğu telefonla ya da form doldurarak yürüyor ve hata yapmanın bedeli var.
Plan yaparken bu üçünü ayrı düşünmek gerekiyor. Mülakatı geçen biri genelde birinciyi halletmiştir; ikinci ve üçüncü için zaman ayırmamıştır.
Hangi seviye ne için yeter
Bunlar bizim gözlemimiz, kesin sınırlar değil. B1 seviyesinde günlük hayatın çoğu yürüyor: markette, kafede, doktorda derdini anlatabiliyorsun, karşındakinin sabrına biraz ihtiyaç duyarak. İngilizce çalışılan bir ofiste iş yapmak için çoğu şirket B2 civarını bekliyor. Müşteriyle doğrudan çalışılan, ikna gerektiren işlerde C1'e yakın olmak rahatlatıyor.
Seviyen A2 ve taşınmaya üç ay varsa, ilk ayların zor geçeceğini bilerek git. Bu bir engel değil. A2 ile taşınan biri her gün mecbur kaldığı için genelde Türkiye'de olduğundan hızlı ilerliyor. Ama ilk üç ay yorucu olacak.
On iki ay varsa
En rahat senaryo. Haftada dört beş saatlik düzenli bir çalışmayla bir seviye ilerlemek mümkün. Genel İngilizceye odaklan, özellikle konuşma ve dinlemeye. Taşınacağın ülkenin dizilerini, podcastlerini, yerel haberlerini dinlemeye başla. İlk aylarda yarısını anlamayacaksın, bu normal.
Altı ay varsa
Seviye atlamak yerine gideceğin hayata hazırlan. İlk iki ayı genel İngilizcede eksik kalan yere ver (çoğu zaman konuşma ve dinleme). Son dört ayda durumlara geç:
- Ev kiralama: deposit, landlord, tenancy agreement, notice period, utilities. Kira ilanına e-posta yazmak, ev görmeye gittiğinde sorulacak sorular.
- Banka: hesap açarken istenen belgeler, telefonda kimlik doğrulama soruları.
- Sağlık: aile hekimine kayıt, randevu almak, belirtileri anlatmak. Doktora derdini anlatmak, "ağrı" kelimesinin beş farklı karşılığını bilmeyi gerektiriyor: ache, pain, sore, hurt, sting.
- Resmî kurumlar: adres kaydı, vergi numarası, oturum izni randevusu.
Bazı ülkelerde bunlar birbirine bağlı. Banka hesabı için adres belgesi isteniyor, adres belgesi için bir faturaya ya da kira sözleşmesine ihtiyaç var, kira sözleşmesi için ev sahibi banka hesabı soruyor. Bu döngüyü önceden bilen, ilk iki haftasını daha az stresle geçiriyor. Gideceğin ülkede bu işlerin hangi sırayla yapıldığını şimdiden araştır ve her adımın kelimelerini çalış.
Üç ay varsa
Yeni yapı öğrenmenin zamanı değil. Bu sürede yapılacak en işe yarar şey, ilk haftanın senaryolarını yazmak. Bankaya gittiğinde ne diyeceksin? Ev sahibini aradığında ilk cümlen ne olacak? Okula çocuğunu kaydettirirken hangi soruları soracaksın? Bunları yaz, bir eğitmenle düzelt, yüksek sesle çalış. Ezber gibi duracak, evet. İlk hafta ezber işe yarıyor.
Bir de telefon. Taşındıktan sonra en çok zorlanacağın şey büyük ihtimalle telefon görüşmeleri olacak. Yüz yok, dudak hareketi yok, ses kalitesi kötü, karşı taraf aceleci. Taşınmadan önceki son aylarda haftada en az bir kez, İngilizce bir telefon görüşmesi yapmaya çalış. Bir otele rezervasyon sorusu, bir mağazaya ürün sorusu; konu önemli değil.
Aksan
Türkiye'de duyduğumuz İngilizce çoğunlukla dizilerden ve ders kitaplarından: Amerikan ya da standart İngiliz. Manchester'daki ev sahibi, Dublin'deki banka çalışanı, Glasgow'daki komşu bu İngilizceyle konuşmuyor. Kanada ve Avustralya da kendi kelimeleri ve kendi ritmiyle geliyor.
Taşınmadan önce gideceğin şehrin İngilizcesini dinle. Yerel radyo, yerel haber, o şehirde geçen bir dizi. Hepsini anlaman gerekmiyor. Amaç, ilk gün duyduğunda kulağın "bunu daha önce duydum" desin.
Aile
Aileyle taşınıyorsan dil planı tek kişilik olmamalı. Çocuklar genelde en hızlı uyum sağlayan taraf; okul her gün dil ortamı sağlıyor. En çok zorlanan çoğu zaman çalışmayan eş oluyor. Ofis yok, okul yok, günlük iletişim market ve komşu ile sınırlı. Yalnızlık dil öğrenmeyi zorlaştırıyor, dilin eksik olması da yalnızlığı artırıyor.
Eşin de taşınmadan önce çalışmaya başlasın. Mümkünse ayrı bir grupta; aynı grupta olan çiftlerde biri genelde öbürü adına konuşuyor.
İlk üç ayın yorgunluğu
Taşınanların çoğunun anlattığı bir şey var: akşam olunca İngilizce duymak istemiyorsun. Gün boyu yabancı bir dilde dinlemek, anlamaya çalışmak, cevap yetiştirmek yoruyor. Akşam Türkçe bir dizi açmak, Türk arkadaşlarla buluşmak normal ve gerekli. Bu yorgunluk ilk aylarda yoğun, sonra azalıyor.
İngilizce konuşulmayan bir ülkeye gidiyorsan
Almanya, Hollanda, İsveç, Danimarka gibi ülkelerde iş yerinde İngilizce çoğu zaman yeter. Günlük hayatın bir kısmı da İngilizceyle yürür. Ama resmî kurumlarda, ev sahibiyle, çocuğun okulunda ve doktorda yerel dil karşına çıkar. Bu durumda İngilizceyi sağlam tutup yerel dile de erken başlamak gerekiyor. İkisini aynı anda yapmak zor; taşınmadan önce İngilizceyi, taşındıktan sonra yerel dili öne almak bizim gördüğümüz en işe yarar sıra.
Taşınacaklar için kurduğumuz altı haftalık sprinti bu sayfada anlattık.